
Ayasofya’ya gelindiğinde, sahanlığa
güney kapısından girilir. Orada Aziz Mikail’e adanmış küçük bir kilise
vardır. Aziz Mikail, şantiye bekçisi olan genç adama bu kilisede
görünmüştür.
Aziz Mikail aniden belirmiş ve genç adama şu soruyu sormuştur; “Bu kilisenin inşaat ustaların neredeler ve adları ne?”
Genç adam şaşkınlık biraz da korku
içinde Mikail’e cevap vermiş; “Ustalar akşam yemeği için saraya gittiler
ve kilisenin adı yok”
“Git, ustalarına haber ver. Ayasofya’ya adanan bu kiliseyi bir an önce bitirsinler.
“Saygıdeğer efendim, görüntünüz beni korkuttu, ışığınız beni körletti. Sizin adınız nedir saygıdeğer efendim?”
“Benim adım Mikail”
“Saygıdeğer Mikail efendim, ben ustalarım dönene kadar buradan ayrılamam.”
Bunu işitince Aziz Mikail genç adama sordu.
“Senin adın ne?”
“Benim adım Mikail”
“ Mikail, imparatora git ve ona,
ustalarına Ayasofya’ya adanan bu kiliseyi bir an önce bitirmelerini
emretmesini söyle; Ayasofya’nın şantiyesini senin yerine ben
bekleyeceğim ve ben de kutsal Tanrı İsa’nın gücü bulunduğu için sen
gelmeden buradan ayrılmayacağım”
Çırak Mikail imparatorun yanına gitti ve
Aziz Mikail’in ona görünüp kendisine söylemesini istediklerini iletti.
İmparator gencin dediklerini duyduktan sonra bir süre düşündü ve onu
Roma’ya gönderdi. Bazı kaynaklarda onu Roma’ya gönderirken yanına büyük
bir kese altın verdiği, bazılarında ise eğer bir daha Konstantiniye’ye
uğrarsa idam edileceğini söylediği belirtilir. En gelişkin metinde, genç
çırak, Roma’ya gönderilerek, Roma’nın Konstantiniye’nin anası olarak
gösterilir. Bizans kaynaklı öykülerde İmparator, Çırak’ı Ege Adalarına
gönderir. Piri Reis’in Kitab-ı Bahriyye’sinde ise Ayasofya binasını
yapan mimar İgnatu’nun oğlunun, Sığırcıklar Adasına sürgün edildiği ve
orada öldüğü yazılıdır.
Böylece Çırak bir daha Ayasofya’ya
dönmeyecek ve Aziz Mikail’de sonsuza dek Ayasofya ve Konstantiniye’nin
koruyucusu olarak kalacaktı”
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder